3.3 C
İstanbul
Salı, Ekim 4, 2022
Ukrayna Savaşı

Son Yazılar

İstanbul’un Fethi Nasıl Gerçekleşti? 29 Mayıs 1453’te Yaşananlar, Nedenleri ve Sonuçları

Fatih Sultan Mehmet 1453 Mayıs ayında İstanbul’u fethederek, çağ açıp çağ kapamıştır. Fatih İstanbul’un kuşatması sırasında, dünyada ilk defa havan topunu icat etmiş ve dünyanın en uzun menzilli Şahi adını verdiği topu yaptırmıştır. İstanbulun fethi elbette kolay olmamıştır, bu yazımda İstanbul’un fethi, ne zaman oldu, sonuçları, kaç gün sürdü gibi detayları paylaşacağım.

Fatih Sultan Mehmet diğer bilinen adıyla 2. Mehmet çok yetenekli bir insandı. Sanata verdiği önem kadar bilim ve teknik konularda da bir dahi idi. Örneğin ateşli silahlarda yağlama sistemini bulmuş ve gemileri karadan yürüterek ilk raylı sistemi kullanmıştır. Fatih bunlara ilaveten yürüyen ve ateşe dayanıklı asker taşıyan kuleler yaptırarak, askeri sanayinde bugün kullanılan zırhlı araçların isim babası olmuştur. İşte bu kadar donanım ve bilgi ile İstanbulun fethi de kolay olmasa da başarıya ulaşmıştır.

İSTANBUL’UN FETHİ

Tarihler 18 Şubat 1451’i gösterdiğinde 2. Mehmet henüz 19 yaşındaydı. Sultan II. Murat’ın 2 Şubat 1451 tarihinde ölmesi ile tahta çıkan Fatih Sultan Mehmet, bu genç yaşına rağmen Osmanlı tahtının hakkını verecek bir olgunlukta olduğunu, hükümdarlık makamını elde eder etmez aldığı kararlarla göstermiştir. Tahta ilk çıktığında İstanbulun fethi diye bir şey yoktur aklında. Fakat zaman geçtikçe o zamanki adıyla Konstantinopolis‘i gavurun elinden almaya yemin etmiştir.

istanbulun fethi

Tüm imparatorluğun mutlak hakimi olmasının ardından devletin izlediği siyaseti izlemeye devam etti fakat güçlü bir donanma oluşturmayı aklına koymuştu bile.

Tarihler 1452 yılını gösterdiğinde İstanbulun fethi için hazırlıklara başlama kararını Edirne’deki sarayında verdi. Karar vermesinin ardından Konstantiniyye’yi (İstanbul) alabilmek için kafasını sürekli bu konuya verdi ve şehri ele geçirmek için planlar yapmaya başladı.

İSTANBULUN FETHİNDE HALİL PAŞANIN ROLÜ

Ünlü tarihçi Dukas’ın belirttiğine göre 2. Mehmet İstanbulun fethi için planını Halil Paşaya anlatmıştır. Bir gece daha önce haber vermeden Halil Paşa’yı bulunduğu Edirne’deki sarayına çağırmıştır. Halil Paşa da daha önceki iki tahtan indirme olayından dolayı sultan Mehmet’in kendisine karşı olan düşüncesini bildiği için kellesinin gideceğini düşünmüştür. Sultan 2. Mehmet, Halil Paşa’ya “Konstantinopolis’in fethini düşüne düşüne geceleri gözüne uyku girmediğini bu hususta kendisinden büyük ölçüde yardım ve çaba istediğini” söylemiş, Halil Paşa da “Bizans İmparatorluğu’nun büyük bir kısmına seni sahip yapan Tanrı, Konstantinopolis’i de sana ihsan edecektir. Bütün adamların ile bu büyük işin başarılması uğrunda, canlarımızı feda edeceğiz, bundan müsterih ol.” cevabını vermişti.

ORDU HAZIRLIKLARI

İstanbulun fethi için çalışmalarına hızla devam eden Sultan II. Mehmet, planlarını Edirne ovasında uygulamaya başladı. İmparatorluğun her yerinden askerler geliyordu ve yaklaşık 150.000 insan toplanmıştı.

Hazırlık yapılan düzenli ordu ise mükemmeldi, iyi silahlanmış ve eğitilmiş olan Yeniçeriler ve profesyonel askerler tarafından eğitilen mızraklı birlikler çağın en iyi askerlerinden oluşuyordu. Topçu birlikleri özel olarak eğitilmiş ve hazırlanmıştı. Orduya dervişlerden oluşan büyük bir kitle de eşlik ediyordu.

istanbulun fethi tarihi

SİLAHLANMAYA VERİLEN ÖNEM

2. Mehmet, Boğazları kontrol altına aldıktan sonra silahlanmaya önem vermiştir. Aslında, Osmanlı eskiden beri kendi silahlarını kendileri üretir ve geliştirirdi. Sultan Mehmet, Osmanlı tahtına oturduğu zaman, topçuluk sanatı Osmanlılarda, o tarihlere göre çok ilerlemiş, mükemmel ustalar ve dökümcüler yetişmişti. Kendisi de top döktürmekle de meşhurdu. Bu bilgisini Babası 2. Murat Han’a borçluydu.

Nitekim, 2. Mehmet’in birinci saltanatından sonra ikinci defa tahta geçen ve Kosova’da (1448) düşman ordusunu bozguna uğratan babası Sultan 2. Murat savaştan sonra ganimet olarak ele geçen ateşli silahları kendisine getiren Şahin Paşa’ya: “Güzel tedbir eyledin ki padişaha (II. Mehmet) armağan gerektir, zira biz bu gazâya oğlum padişahın niyyetine eylemiş idik. İmdi âna biraz hedâyâ gerektir ki ânın gönlü şâd ola” diyerek onun bu ilgisine dikkat çekmiştir.”

TOPÇULUKTA USTALIK

İstanbulun fethi için hazırlıklara devam eden ve Edirne’de bulunan Sultan Mehmet’in, yakından ilgilendiği başka bir konu daha vardı. Bu da ordusunu toplarla daha fazla takviye etmekti. Tarihte bir topçu parkına sahip olan ilk hükümdarın 2. Mehmet olduğu belirtilmektedir.

istanbulun fethi

Konstantiniyye’nin (İstanbul) fethinde en önemli rolü oynayan araçlardan biri toptur. Gerçi topun bir harp silahı olarak kullanılması Konstantiniyye’nin kuşatılması ile birlikte başlamış değildir. Fakat o tarihe kadar toplar, çapları ve sayıları itibariyle fazla bir şey ifade etmiyorlardı.

Büyük ve kutsal bir amaç olarak belirlediği Konstantiniyye’yi almak fikrini hayata geçirebilmek için ilk olarak, kenti çevreleyen surları aşmayı kolaylaştıracak yolları aramakta bunun için de çalışmalar yapmaktadır. “Surları aşamıyorsam yıkar geçerim.” diyen genç hükümdar bu amaçla o tarihe kadar görülmeyen sayı ve çapta top yapılmasına önem verdi.

Sultan Mehmet, ilk önce Rumelihisarı’nı tahkim için bu ustalara bol miktarda top döktürmüştür. Sonra, İstanbulun fethi için hazırlıklarını tamamlamak için Edirne’de karargahını kurduğu vakit, Bizans surlarını yıkacak kuvvetli toplar döktürmeye istedi. Mimar Muslihiddin ve Saruca Paşa gibi kıymetli mühendisler bu işi üzerlerine almışlardı.

Ancak 2. Mehmet’in planlarını çizdiği top çok büyüktü ve ülkedeki ustalardan hiçbiri daha önce o kadar büyük bir top dökmediği için iyi bir dökümcü ustasına ihtiyacı vardı.

MACAR URBAN USTA

Aranan döküm ustası Konstantiniyye’nin içinde bulunur. Akıncıların çabasıyla Urban isimli Macar usta sıkı koruma altında Edirne’ye getirilir. Urban, daha sonra padişahının huzuruna çıkıp marifetlerini anlatmıştır.

Kendisine istenilen yapım için: “Eğer arzu ederseniz bana gösterdiğiniz büyük gülleyi atabilecek top imal edebilirim. Ben şehrin kalelerinin mukavemet derecesini pekâlâ bilirim. Benim atacağım gülle yalnız Bizans surlarını değil, Babil surlarını da toz haline getirebilir. Bu işi ben iyice tertip ederim, güllenin yapılmasını bilmiyorum ve buna karışmam” deyince Hükümdar:

“Benim senden istediğim sadece topu iyi dökmenden ibarettir. Kalanı ben düşünürüm.” demiştir.

2. Mehmet, İstanbulun fethi için çok büyük rol oynayacak olan bu essiz topların en ince teferruatına kadar bütün hesap ve planlarını kendisi yaptığı gibi, resimlerini de bizzat çizmişti.

Osmanlı hizmetine kabul edilen Urban Usta ile birlikte Mühendis Müslihiddin ve Sarıca Sekban’ın gözetim ve denetimleri altında top döküm işleri günümüzün uzay çalışmaları gibi tamamen gizlilik içerisinde yürütüldü.

Ve deneme yanılma metotları kullanılarak Macar döküm ustası ve Türk mühendislerinin önderliğinde tarihte benzerine o zamana kadar rastlanmamış olan büyük bir top imal edildi.

İSTANBUL’UN FETHİ İÇİN TOP DÖKÜLÜR

Üç ayda dökülen bu iki büyük top o devirde eşi ve benzeri görülmemiş nitelikteydi. Birini Urban, diğerini Sarıca Sekban dökmüştü. Sarıca’nın döktüğü top 300 kantar (yaklaşık 16.800 kg) bakırdan dökülmüştü. Urban’ın döktüğü top 12 karış (6.208 cm) çapında, 80.596 libre (yaklaşık 40.300 kg) ağırlığında ve 32 kadem (yaklaşık 12 m) uzunluğunda idi. Attığı merminin ağırlığı 600 kg, kullanılan barut miktarı ise 200 libre (yaklaşık 100 kg) idi.

istanbul'un fethi

Bu toplarla atılan gülleler, Karadeniz sahillerinden getirilen kara bir taştan veyahut yuvarlak hale getirilen mermerlerden yapılıyordu.

Bu büyük topların sesi 24 km mesafeden duyulmaktaydı. Sultan Mehmet’in emriyle o zamana kadar misli görülmemiş topların ilk deneme atışları yapılmadan önce yakında bulunan kimselerin dillerini yutmamaları ve gebe kadınların çocuklarını düşürmemeleri için şehrin her tarafına tellallar salınmış, çıkacak dehşetli gürültünün sebebi önceden haber verilmişti.

Sultan II. Mehmet’in isteği ile Edirne’de tecrübe edilen bu top, büyük bir gürültü ile patlamış ve mermisi 1,5 kilometre mesafeyi kat ettikten sonra düştüğü yerde iki metre derinliğinde bir çukur açmıştı. İlk denemede topun gülleyi 1,5 kilometre uzağa atması izleyici halkı sevince boğar.

Fatih toplam üç tane Şahi, 27 tane de diğer toplardan döktürdü. Şahi toplarını yüz öküz ancak çekebiliyordu. Topların taşınması için ayrıca 700 de askere ihtiyaç vardı.

Bu toplar, dünyada yapılan topların en büyükleriydi.

Yalnız gösteri sonrası Fatih, Sadrazam Çandarlı’ya topun işe yaramaz olduğunu, muhtemelen savaş sırasında birkaç kullanımdan sonra patlayacağını etrafındaki askerlerin ölmesine neden olacağını söyler. Bunları bilmesine rağmen topun askerlerinin maneviyatını arttırdığını ve bu yüksek maneviyatın topun zayi edeceği askerlerden çok daha fazlasını kurtaracağını söyleyerek topun savaşa katılmasını emreder.

TOPLARIN TAŞINMASI

Bu topların, Edirne’den Konstantiniyye’ye kadar getirilebilmesi için iki ay kadar bir zamana ihtiyaç vardı. Top, otuz araba ve altmış manda ile çekiliyordu. Onun her iki tarafında, ikişer yüz adam bulunduğundan yolda kaymaması sağlanıyordu. Yolların kötü yerlerine tahta döşemek ve köprü yapmak üzere ayrıca elli usta ile iki yüz amele önden gidiyordu.

Konstantiniyye’yi kuşatmak üzere hareket eden Türk ordusunda üç büyük top ile on dört batarya top vardı.

1453 Şubat’ı başlarında Edirne’den hareket eden büyük top, Nisan başlarında Konstantiniyye’e ulaşmış ve 5mil mesafede bir yere monte edilmiştir. Bu suretle hazırlanan toplar daha sonraki zaman içerisinde surların dövülmesine uygun konumlara yerleştirildiler. Büyük top Kaligarya (Eğrikapı) karşısına konuldu.

Fakat bu taraftaki surların pek kuvvetli olması sebebiyle bir sonuç alınamayacağı düşünülerek, buradan kaldırılıp, Topkapı’nın kuzey tarafına alınmıştı.

Grup olarak her biri 4 toptan oluşan 14 batarya; 7 km.lik sur boyunda muayyen aralıklarla yerleştirilmişlerdi. Bataryalardaki topların hepsi aynı büyüklükte değildi. Bunların arasında büyük cüssede olanlarından 3 tanesi Velaharna Sarayı karşısına, 3’ü Silivrikapı karşısına, 2 tanesi Edirnekapı, 4 büyük top da en zayıf kapı olan Topkapı (Sen Romen) karşısına yerleştirilmişti.

Bu arada 10.000 kişilik bir kuvvetle Bizans kasabalarını alan Karaca Paşa, büyük topun başına geldi.

Fatih Sultan Mehmet, muhasara başladıktan sonra suru dövmek için büyük toplarını yaklaştırmış; bunlardan birisini İmparator Sarayı (Velaharna/Tekfur Sarayı) üzerine ve diğerini de imparatorun bulunduğu Roma Kapısı’na (Sen Romenos/Topkapı) tevcih etmişti.

Bu topların gülleleri bizim ağırlık ölçülerimize (Halkondil) göre 100 libre ağırlığında olup; Karadeniz sahillerinden getirilen granit taşından yapılmıştı. 6 Nisan 1453’te, şehrin surları önünde cuma namazı kılındı. İmparatorun ilk teslim teklifini reddetmesi üzerine, büyük topun ateşlenmesi ile muharebe fiilen başlıyordu.

İSTANBUL’UN FETHİ NASIL BAŞLADI?

Topkapı yakınına yerleştirilen büyük topun gürültüsü, şehir halkının moralini ciddi biçimde bozmuştu.

Önce büyük toplarla yanlardan ateş edilip sur iki taraftan çatlatılıyor; daha sonra üçte bir nispetinde daha büyük bir mermi atılarak sarsılan sur parçası aşağı indiriliyordu.

Topun gürlemesi batarya ile ateşin meydana getirdiği gürültü o kadar şiddetli ve korku verici idi ki 2 fersah uzaklıkta olan yerler sallanıyordu. Bu suretle öndeki surlar dövülmeye başlandı. Daha yüksek olan arkadaki surlara da zarar veriliyordu. Bu büyük topları yönetimi zordu. Gündüzleri ancak 7-8 atış yapılabiliyor, geceleri ise diğerlerini uyandırmak için sabaha karşı bir atış yapılıyordu.

Toplar, ejderha misali ateş saçıyordu ve Bizans’ı dehşet içinde bırakmıştı. Bu kadar büyük çapta silahı hayal bile edemezlerdi. Bu suretle tahrip edilen surlara askerler hücum ederek geçmeye çalışacaklardı. Toplar çok dikkat ve itina ile çalıştırılıyordu. Bir top atılır atılmaz, topçuların bir kısmı topun ağzından içeriye kovalarla zeytinyağı döküyorlar, bir kısmı ise yağlı keselerle namluyu sarıyorlardı. Bundan maksat topun birdenbire soğuyup çatlamamasıydı.

Top yeterince soğuduktan sonra silinip temizleniyor; hazinesine barut doldurulup tokmaklarla sıkıştırılıyor; sonra mermisi yerleştirilerek surlara tevcih olunup ateşleniyordu. Böylece günde en fazla 7-8 atış yapılabiliyordu. Toplar tunçtan yapılmışlardı. Uzun menzilliydiler ve büyük çapta taştan gülleler atıyorlardı. Gülleler için gümüş madenlerinden de 100 nefer taş ustası getirilmişti. Büyük topların meydana getirdiği gürültü Bizans halkının moralini bozuyordu.

Fatih, Şahi toplarının ateşlendikten sonra ancak 8 saatte soğuduğunu gördü. Bu da İstanbul surlarının Bizanslılar tarafından tekrar onarılmasına neden oluyordu. O, topların soğuması için dâhiyane bir yol kullandı, zeytinyağını… Böylece topların atış süresi 4 saate düştü ve surlar Bizans tarafından onarılamaz hale geldi.

Kara tarafında bunlar olurken, 45 parçadan mürekkep genç Osmanlı filosu da 1453 Mart’ından itibaren, amiralinin ismini taşıdığı Balta Limanı’nı hareket üssü yaparak Bizans’a karşı faaliyete geçmişti. Filo muhtelif kollara ayrılarak Karadeniz’de Ahyolu, Burgaz, Midye kaleleri ve Marmara’da Vasilikoz, Ayastafanos işgal edildi. Boğazda Tarabya Kalesi ile Kızıl Adalarda bulunan kaleler denizden tahrip edildi.

12 Nisan’da da Baltaoğlu ana kuvvetle Dolmabahçe önüne demirledi. Donanmanın geri kalan kısmı Karadeniz Boğazı’nın ve Marmara cephesinin kontrolüne ayrıldı. Böylece Bizans’ın karadan ve denizden muhasarası tamamlanmış yalnız Haliç cephesi açık kalmıştı.

Rumlar Nisan ayının başında Galata ile Sarayburnu arasına kalın zincirler ve büyük şamandıralardan mürekkep bir mânia kurarak ve bu mânianın gerisine 10 adet büyük kıtada gemi demirleyerek Bizans’ın Haliç kapısını emniyete almışlardır.

İstanbulun fethi için 2. Mehmet, Bizans’ı en zayıf tarafından zorlamak maksadı ile her ne pahasına olursa olsun Osmanlı Donanması’nın Haliç’e girmesini istiyordu.

Balta oğlu ayırdığı bir filo ile 18 Nisan’da Haliç mâniasının üzerine yüklendi. Mânianın hemen gerisinde demirli bulunan Hıristiyan gemileri ile çatışan Türk çektirileri arasında kanlı bir muharebe başladı. Türk leventleri yüksek bordalı düşman teknelerini su kesimlerinden delerek batırmaya, mâniadan uzaklaştırmak için zincirlerini kırmaya, halatlarını kesmeye, teknelerde yangın çıkarmaya savaşıyorlar, güvertelerine tırmanmaya uğraşıyorlardı.

Düşman teknelerinin güvertelerine dizilmiş, çarıklık ve direklere çıkmış Hıristiyanlar ise Türk denizcilerinin üzerlerine, içerisi sönmemiş kireç ve su dolu fıçılar, variller, iri iri taşlar atarak, o devrin en korkunç silahı olan Rum ateşi yağdırarak, ok mızrak kullanarak müdafaada bulunuyorlardı. Altı saat devam eden boğuşma neticesi, Haliç mâniasının bu şekilde bir mücadele ile kırılamayacağı anlaşıldığından Balta oğlu gece yarısından iki saat sonra filosunu geri çekti.

II. Mehmet, İstanbul’u en mukavemetsiz yerinden bir an evvel vurmak üzere donanmanın karadan Haliç’e geçirilmesi hazırlıklarına hız verdirdi. Geceli gündüzlü binlerce amele çalıştırarak sahilden Galata sularının arkasından Tepebaşı’na ve buradan Kasımpaşa’ya kadar bir yol yaptırdı. Bu yola gemicilerin felek tabir ettikleri yuvarlak uzun ağaçlar döşeterek bunları da koyun ve öküz yağları ile yağlattı. Bir yandan da teknelerin altlarına konulacak ve sağa sola devrilmelerine mâni olacak kızaklar hazırlattı. Bütün bu hazırlıkların tamam olduğu 22 Nisan gecesi tekneler sahile baştankara edilerek altlarına kızaklar sürüldü.

Kızaklar, Bocurgat denilen el ırgatları ile karaya çekildi. Bundan sonra teknelerin oturmuş oldukları kızaklar manda ve insan yardımı ile felekler üzerinde çekilerek II. Mehmet’in donanması böylece karada yürütülmeye başlandı. Güzergahta binlerce insan kaynaşıyordu. Bir kısmı kızakları çekiyor, bir kısmı kızaklara ve feleklere su döküyor, bir kısmı da tekneler ilerledikçe geride kalan felekleri alarak teknelerin önlerine yetiştiriyorlardı. Asıl işin garip tarafı bu büyük ameliyenin coşkun bir neşe sağanağı içinde yürütülmesidir.

İstanbulun fethi esnasında bulunmuş olanlar bu hadiseyi şu şekilde tasvir etmişlerdir;

Bütün gemiler bayraklarla donatılmıştı. Gemiler sanki denizde seyrediyorlarmış gibi, mürettebat vazife taklidi yapıyorlardı. Karaya çekilen tekneler yelkenlerini açıyorlar, esen rüzgara göre kullanıyorlardı. Forsalar oturaklara oturmuşlar havada kürek çekiyorlar, muntazam fasılalarla ses veren bir davul tokmağı forsalara tempo tutuyordu. Reisler nâra atıyorlar, forsaların sırtlarında kamçılarını şaklatıyorlardı.

Gemiciler ıslık çalarak kâh başa, kâh kıça koşuşuyorlardı. Tepeye varan gemiler yelkenlerini sararak yokuştan aşağı Haliç’e akıyorlardı. Gecenin sessizliğini yırtarak Bizans semalarına yükselen davul, dümbelek zurna sedalarına, boru ve nefir nağmelerine, Reislerin tiz naralarına ve etrafta yanan binlerce meşalenin yarattığı manzaraya bakarak buna bir zafer alayı demek daha yerinde olur. Böyle taşkın bir neşe ve nümayişle 70 parça gemi, sözde bitaraf Galata Cenevizlilerinin ve Haliç’teki Hıristiyan gemilerinin gözleri önünde bir gecede Haliç’e aktarıldı.

23 Nisan sabahı, gecenin zulmeti Bizans üzerinden sıyrılırken Haliç’teki Türk gemilerinden binlerce insanın tekbir âvâz’eleri huşu veren ilahi ve muazzam bir uğultu halinde Bizans semalarına doğru yükselmeye başladı. Uykularından uyanan Bizanslılar şaşkına dönmüşlerdi. Şehrin Türkler tarafından zapt edilmiş olduğunu sananlar bile olmuştu.

Gene Prens Dukas, muhasaranın şiddetini şöyle tavsif ediyor: “İmparator, kalelerin yıkılmış olduklarını görünce, bu halin gerek şehir için, gerek kendi şahsı İçin bir felâket olduğunu düşünerek yeis getiriyor ve ümitsizliğe kapılıyordu. Aziz Büyük Konstantin zamanından itibaren, Türkler, İranlılar ve Araplar ile bunca muharebeler yaptığımız halde, kalelerden bir libre ağırlığında tek taş bile düşmemişti. O zamanlar, bu kadar sayısız asker ve büyük donanma ve bu kader mükemmel muharebe vasıtalarına malik bir ordu görülmemişti.”

29 MAYIS 1453 SABAHI

29 Mayıs sabahı olmuştu. Mehter’in kösleri ard arda vuruluyor, hücum marşının nağmeleri Bizans’ın surlarını aşıp da Ayasofya’nın semalarında yankılanıyordu. Konstantiniyye’nin dört bir tarafında karşılıklı kahramanlıklar sergilenirken, Bizans surlarının Belgrat Kapı denen bölümünde mücadele çok kanlı geçiyordu. Buradan saldıran Türk askerleri bir türlü surları aşamıyorlardı. Yine de ölümüne saldırmaya devam ediyorlardı.

II. Mehmet’e göre; Esas sonuç alınacak kısım, Topkapı-Edirnekapı arasında açılmış olan gedik idi. Sultanın bulunduğu merkez kolu buraya saldırıyordu. İlk genel saldırı, iki saat, daha sonraki ikinci saldırı, bir buçuk saat sürmüş fakat bir sonuç alınamamıştı.

Savunucular da şiddetle karşı koyarak merdivenlerle surlara çıkan Türk askerlerini Grejuva ateşi ve diğer silahlarla öldürüyorlardı; öteki kolların giriştiği saldırılar da başarılı olamadı. Bunun üzerine merkez hattındaki Yeniçeriler ve yedek kuvvetler de ileri sürüldü.

Bu kez bizzat sultan da Yeniçerilerle birlikte idi, imparator da aynı cephede bulunuyordu. Bu sırada surları büyük bir azimle savunan başkumandan Jüstinyani, elinden ve kolundan yaralandı, çok kan kaybetmesi sebebiyle savunmayı bırakıp çekildi, bu saldırı sırasında Yeniçeriler, hendek önüne kadar ilerlediler fakat sultan, onları orada durdurdu. Bununla birlikte okçular ve arkebuzcuların koruması altında, Yeniçerilere “saldırı” emri verdi. Bunun üzerine Yeniçeriler, hendeği geçip sura dayandılar.

İstanbulun fethi için nihayet beklenilen an gelip çatmıştı. Mehter “hücum” havası çalınca Ulubatlı Hasan ve arkadaşları “Allah Allah” sesleriyle ileri atılmışlardı.

Sabahla birlikte başlayan top ateşi, daha önce açılan gediklere yönetildi. Özellikle Topkapı’da Likus vadisine inen sırt tarafındaki gedik daha da büyütüldü. Ayrıca Tophane ile Fındıklı limanında duran donanmanın, Bahçekapı’dan Langa ve Samatya’ya kadar olan surları abluka altına alıp, uygun yerlerde karaya asker çıkararak, bunlar da merdivenlerle surlara çıkacaklardı; bu harekât, gemideki ok ve mancınık atışlarıyla desteklenecekti.

Haliç’teki donanma da Tahtakapı’dan Unkapanı kapısına kadar olan yerlere karşı cephe alır duruma geçti. Daha önce görüldüğü üzere, kara kuşatma düzeni, ilk kuşatma günündeki düzenin aynı idi. Şöyle ki: Sağ kolda İshak ve Mahmut Paşalar, sol kolda Karaca Paşa ve Topkapı cephesinde de bizzat Sultan II. Mehmet yer almışlardı.

Topkapı ile Eğrikapı (Caligaria/Charsias Kapısı) arasındaki kesim, iki taraf için de insan cesedinden geçilemeyecek hale gelmişti. Sancağın dikilmesinden birkaç dakika sonra, Kerkoporta (Canbazhane) Kapısı Türklerin eline geçti. İlk Türk askeri, buradan şehre adım attı. Topkapı’sı ile Eğrikapı arasında birinci sur, Türk askeri tarafından aşılmış, birinci sur ile ikinci sur arasındaki boşluk işgal edilmişti.

İstanbulun fethi için ikinci sur da aşıldı. Türkler, Topkapı ile Eğrikapı’dan şehre girmek üzere idiler.

Şehre giren ilk Türk birliği o kadar mahir hareket etti ki başlarındaki ismi meçhul Türk subayı, dâhiyane bir manevra ile Bizans askerinin arkasına geldi; şehrin içine doğru ilerlemek basiretsizliğini göstermedi. Bunu gören Bizanslılar, surları terk edip, bu birliği ezmek üzere yürüdüler. Zira bu birliğin takviye edilmesi halinde, Bizanslıların ricat hatları kesilmiş oluyordu.

Fakat Türk askerini şehirde gören halk, panik halinde Ayasofya istikametinde yığınlaşmıştı. İlk şehre giren birlik de ardı arkası kesilmez Türk bölükleri ile takviye ediliyordu. Topkapı’daki Bizans asli kuvvetlerini imhadan kurtaracak hiçbir çare kalmamıştı. Sonuncu ümidin de mahvolduğunu anlayan Bizanslılar, geriye doğru kaçmak, canlarını, şehre giren Türk askerinin elinden kurtarmak istediler.

Böylece 54 gün süren ve 18 Nisan, 6, 12 ve 29 Mayıs’ta yapılan dört büyük saldırıdan sonra Doğu-Roma İmparatorluğunun 1125 yıllık başkenti olan Konstantinopolis (Kostantiniyye) 29 Mayıs 1453 Salı günü fethedildi. Konstantiniyye düşmüştü ve İstanbul artık bir Türk mülküydü.


Takiye.com’u twitter ve google haberler üzerinden abone olarak takip edebilirsiniz.

Faydalı Bilgiler kategorimizdeki diğer yazılarımız da ilginizi çekebilir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Latest Posts

Bunları Kaçırmayın!

Add to Collection

No Collections

Here you'll find all collections you've created before.