Pazartesi, Şubat 26, 2024
Ana SayfaEdebiyatNeyzen Tevfik Üstadın En Güzel ve Anlamlı 21 Şiiri

Son Yazılar

Neyzen Tevfik Üstadın En Güzel ve Anlamlı 21 Şiiri

Günümüzde küfürlü eserleriyle bilinse de Neyzen Tevfik şiirleri halen merakları üzerinde toplar. İşte hiç şiiri sözleri dair 21 eseri.

Neyzen Tevfik’in Muğla’nın Bodrum ilçesinde 1879’da doğduğu ve 1953’te öldüğü yazılmaktadır. Fakat şairin Kartal Merkez Mezarlığı’nda bulunan mezar taşında 1880 yılında doğduğu yazmaktadır. Küfürlü ve laf sokan şiirleri yüzünden sık sık tutuklanan şairin bundan başka ciddi suçu bulunmamaktadır. Neyzen Tevfik, inişli çıkışlı hayatı ve renkli kişiliğiyle, benzersiz bir insandı, şiirleri de günümüze kadar eskimeden ulaştı.

Neyzen Tevfik Şiirleri;

1. Nokta

Şu yolda kırk senedir attım adım,
Daha hâlâ beni ben anlamadım.

Aklımın erdiği bir şey varsa,
Fikrim eb’ad-ı hayâli yarsa.

Cezr ü medlerle, ebedle ezele
Varmış olsam o reh-i lem-yezele.

Bana rehber olacak şû’le, adem,
Ademin şû’lesi hiçî der isem

Bunca varlık ki benim meşhûdum
Nûr-ı aşkınla bütün mescûdum.

Ve ademden edişim acze rücû’,
Saçıyor pîşime milyarla tulü’.

Her tulu un şeb-i bidârmdan,
Şu fezâya-yı hafa-bânndan.

Yağıyor bunca serâir güneşi,
Yakıyor aczimi hayret ateşi.

Aczimin de buna âciz kalışı,
Der demez meselenin geldi başı:

Halleder noktayı aklen, hissen,
Bunu tekrar okuyup dikkat eden.

2. Yobaz

Bir güneş görmesi kabil değil erbâb-ı dile,
Kaplamış sis gibi etrafı gürûh-ı hazele.

……………………. ümmet denilen şu haşere
…… ………………..dır bence huzûr-ı beşere.

Cennet’i fasl-ı tahâret iledir isbatı,
Sanki yutmuş gibidir mebhas-ı kazuratı.

Yakışır şekline timsâl-i fezâyih dense,
Bir yıkık eski kenef künküne benzer ense.

Koku aldıkça koşar hırs ile mevtâ peşine,
Benzemiştir yüzü sırtlan derisinden meşine.

Sû-i hazım olsa gerek bilmediği varsa onun.
Midesi iskele sanki odun oğlu odunun!

3. Koşma

Rühuma sunduğum mukaddes günâh,
Kanımda âteşten bir şarab oldu.

Sevdânın şimşeği çakınca, gönlüm
Nağmesi alevden bir rebâb oldu.

Gökyüzü yıkıldı, yıldızlar söndü,
Güneş hiç doğmadı, ay geri döndü.

Kâinat gayb oldu hîçe büründü,
Aşkından başkası hep harâb oldu.

O hırçın hayâlin ey sarhoş nielek,
Serencâm besteler bana gülerek,
Son gece verdiğin zehirli çiçek,
Hicrânlar şerheden bir kitâb oldu.

Vefâsız tali’im bir kara kaya,
Yalvardım, söylettim bu sırrı naya,
Varlığım yok oldu gün saya saya,
içinden çıkılmaz bir hesab oldu.

4. Çopur Olga

Olamaz bence şümûl, hayr ü şerin,
Her ölü yükselir omzunda sufûf-ı beşerin.

Rolünü yapar demektir, gidene bulma kusûr,
Onu var sen piyesi oynatandan sor!

Bir misafir olarak kaldı beş on gün kürrede,
Rahmet-i Rab ile Olga coşup aktı ebede.

5. Şübhe

Şübhemin dalgaları her dini boğdu, aştı,
Gönlümün yolları gittikçe karanlıklaştı.

Bir teselli veremez bilgi denen şu kötürüm,
Hele im’ân ise, o köhne yular, mahz-ı cürüm.

Sû-i kasd eylemeyen aklına, imân edemez,
Takılıp bir masalın ardına mantık gidemez.

İşte şu nâ-mütenâhî denilen varlıklar,
Sevdiğim fâhişenin bir piçi dersem ne çıkar?

Kâinatı doğuran kahbe bilir iç yüzünü,
Önü zulmet, sonu zulmet, nideyim gündüzünü?

Sen takıl da peşine bir sürü ehl-i tarabm,
Korkmadan gir kanına hikmetin, aşkın, şarabın!

6. O Ölmedi

Tanrı ölmez, O dilerse görünür bir müddet,
Kaybolunca O’nu kalbinde bulur her millet.

Biliyormuş kaderin cilvesini evvelce,
Bütün ecrâm-ı semâ yasla büründü o gece.

Yaklaşan bir acı önce güneşi korkuttu,
Ay tutuldu diyemem gökyüzü mâtem tuttu.

Ata geçti ebedin mevki’-i müstahkemine,
Bir direktif veriyor arza, beşer âlemine!

Bize ilhâm ile isâl ediyor her haberi,
Ki O’nun kudret-i külliyye, emirber neferi.

Bağladı dâr-ı fenânın ebede telsizini,
Güdelim açtığı yollardan mübârek izini.

Atatürk’ün beşere sunduğu peymânı budur:
Atatürk’e inananlar er olur, sulhu korur!

7. Gönlümün Meyhanesinden Hitab

Dinleyen her zerreye bin bir hitâbım var benim,
Kâinat isminde hiçden bir kitâbım var benim!

Ya hitâbımdan okursun, ya kitâbımdan beni,
Yazdığım efsânede on altı bâbım var benim!

Hey’etimde müttefik mağrıbla maşrık, veche yok,
Gayr-ı mer’î zerrede bin âftâbım var benim!

Hüsn-i mutlak bir yudumda kendini gayb eyledi,
Günlümün hum-hânesinde böyle nâbım var benim!

Varlığımdan intihâsızlık terennüm eyleyen
Bezm-i hîçîde adem adlı rebâbım var benim!

Neşvemiz bî-ibtidadır, işvemiz bî-intihâ,
Böyle bir sâkîye candan intisâbım var benim!

Meyve-i memnua’dan çekmiş bizim pîr-i mugan,
Neyzen’im, gönlümde bin bir küp şarâbım var benim!

8. Ay Dede

Takdirin, tasvibin bollaşır oldu,
Husûfa uğrama, aman ay dede!
Nimetler, hizmetler kapalı geçsin,
Şübheye düşmesin zaman, ay dede!

Saptın mı acaba tuttuğun yoldan,
Dualar almışsın yetimden, duldan,
İşaret feneri görünmez oldu,
Şu dümen kırışın yaman, ay dede!

O pembe bulutlar sarardı soldu,
Muhtelif rüzgârlarla yelkenler doldu,
İşâret feneri görünmez oldu,
Her yanı bastırdı duman, ay dede!

Yetişir gurbetten aldığın öğüt,
Kim sola yanaştıysa kalmıştır züğürt,
Sen suya yular tak, altından yürüt,
Sesini çıkarmaz saman, ay dede!

9. Eşşolu

Ne için boş durursun
Çalış eşşolu, eşşolu!
Yiyecek yok mu dedin ha?
Alış eşşolu, eşşolu!

Anırıp durma çemende,
Ara bul ilim ile fen de,
Olma bir ………….. sen de,
Karış eşşolu, eşşolu!

Uyuyan menzili bulmaz,
O bağın gülleri solmaz,
Topal eşşekle olmaz
Yarış eşşolu, eşşolu!

Bırakıp kîl ile kali,
Unutup ol emr-i muhâli,
Sana dargın ise vâli,
Barış eşşolu, eşşolu!

10. Hayat Armonisi

Suçlu elbette cezâ-dîde olur, olsa bile
Çiftliği, fabrikası, bankası, hattâ vapuru.

Onu mahkûm edemez emr-i adâlet bile,
Var ise şâyet elinde mütehassıs raporu.

Anladın ya bu işin iç yüzünü, kes sesini,
Kimseye açma sakın, nefsini dikkatle koru…

Sözüme ver de kulak, git sazını eyle akort,
Bil hayat armonisinde şu minör’la major’u.

Böyledir şartı hayâtın şu cihân-ı gamda,
Para verdinse yerinme, vapuru sanma boru.

Alınır taht-ı tedâvîye âzâb-ı vicdan,
Korkmasın katil ve gaddarın eğer varsa zoru.

Fahr-ı üstâd-ı cihân olsa gerektir Neyzen,
Ki onun sanatıdır sahne-i tıbbın dekoru.

11. Bilir

Hakîkat çıkmazı şu kahpe dünyâ,
Bu çok kısa yoldan dönenler bilir;
Bu yolun sırrıdır fırsatlar, sevdâ,
Tutuşup parlayıp sönenler bilir.

Aldana aldana gevredi dinim,
Kalmadı düşmana, feleğe kinim,
Doğruyu söylersem çarpar yeminim,
Bu cengi, pusuya sinenler bilir.

Durma sor hâlini hastanın, sağın,
Tabiî solacak gülleri bağın,
Hayatın içini kara toprağın
Üstünden altına inenler bilir.

Geniştir, ölçülmez hayalin çölü,
Karşımda her diri söylenen ölü,
Çok güçtür geçmesi bu sakar gölü,
Dümensiz gemiye binenler bilir.

12. Dr. Lütfi Kırdar’a Küfürlü Dizeleri

Rivayete göre, aylığının kesilmesine öfkelenen Neyzen Tevfik, valiyle görüşmek istemiş, valinin özel kalemi görüşmesine engel olunca da bir sigara paketinin arkasına ikiliğini yazıp valiye iletilmesini isteyerek vilâyetten ayrılmıştır.

Allah senin hamurunu necasetle yoğurmuş,
Anan seni …..ken yanlışlıkla doğurmuş!

13. Neyzen Tevfik Küfürlü Şiiri

Yine bu olay dolayısıyla yazılan bir başka hicviyesi de şöyledir:

Bağrıma bir tekme savurdu vali,
Acısından avlu, dere, kır dar geldi.

Koşacaktım doğru mahkemeye, fakat
Bu teşebbüs yüce milliyetime ar geldi.

Bu eşek cilvesini, sanma eşek dâvası,
Zannedersem katıra devre-i idbâr geldi.
Tanrının lûtfu sanırken olağan işlerini,
Öksüz İstanbul’u katletmeğe barbar geldi.

Belediye dubarayla yemimi kesti benim.
Neyleyeyim kancık katıra tavlada zar geldi.

14. Behey Dürzü

Ne ararsın Tanrı ile aramda
Sen kimsin ki orucumu sorarsın?
Hakikaten gözün yoksa haramda
Başı açığa niye türban sorarsın!

15. Gazel

Dil-şikârım sen esîr ettin dil-i nâ-şâdımı
Şîvekârım levha-i hüsnün gönül sayyâdı mı

Düştüğün günden beri gafletle hüsnün dâmına
Eyledin eflâke i’lâ âhımı feryâdımı

Hançer-i hicrinde cânâ sinemi çâk eyledin
Âşık incitmek aceb cânânların mûtadı mı

Gözlerin mir’at-ı İskender gibi yaktı beni
Tîg-i çevrin etti vîrân hâne-i âbâdımı

Hak seni Tevfîk’e mazhar eylesin ey bî-vefâ
Eyledi aşkın perişan fikr-i isti’dâdımı.

16. Felek

Yamansın her zaman aldattın beni,
Kâh düşürdün kâhi kaldırdın felek!
Mecnun’sun diyerek Leylâ peşinden.
Issız vâdilere saldırdın felek!

Rehbersin dedin ben ise kördüm,
Elimle başıma çok çorap ördüm.
Kendimi bıraktım âlemi gördüm,
Hesapsız günâhlar aldırdın felek!

Şifadır dedin zehir tattırdın,
Gençliğin okunu boşa attırdın,
Körlerin yurdunda ayna sattırdın,
Çıkmaz sokaklara daldırdın felek!

Barışmadı gönlüm merd ile zenle,
Ne bir iş bilenle, ne boş gezenle,
Hicran köşesinde bozuk düzenle,
Neyzen’e her telden çaldırdın felek!

17. Öz Duygum

Zât-ı sultan-ı beka, ya’ni maanı husrevî
Sâz ve söz âhengin etmiş aşka bürhan-ı kavî,
Ben ezel sermestiyim, meydanım arş-ı müstevî,
Aksedince gönlüme şems-i hakîkat Pertevi,
Meyde Bektaşî göründüm neyde oldum Mevlevî,

Nûr-ı hüsnün, nâr-ı aşkın, şem’ine pervane var,
Ömrümü vakfeyledim, birdir bana mehd ü mezâr,
Varsa kalmış sırr-ı hilkatten yegâne yadigâr,
İşve-i ney, neşve-i mey etti gönlümde karar,
Gûş edince bezm-i vahdette rumûz-ı Bişnevi.

Hubb-ı Haydar bu tarîkin hem sonu hem başıdır,
Câvidân ü Mesnevi misbâh-ı şu’le-pâşıdır,
Sûret-i ma’nâda Hünkâreyn sır kardaşıdır,
Meşrebim Mollâ-yı Rûmî, mezhebim Bektâşîdir,
Tâ ezelden yandı dilde bu çerağ-ı ma’nevî.

Rişte-i ömrüm rebâb-ı cismimin evtârıdır,
Her rek-i cân perde dest-i hecr, bestegârıdır,
Zahm-ı sînem lâledir gözyaşlarım enhârıdır,
Hamse-i Âl-i Abâ esrânnın gülzândır,
Bu iki nûrun tecellâsı ile gönlümün evi.

Olmadım meftûnu mâlin, rütbenin, sîm ü zerin,
Zevki, şevki neyle meydir rind-i âzâde-serin,
Dest-i cûdundan çekip kallâviyi Peygamber’in
Mazhar oldun feyzine Neyzen, Cenâb-ı Hayder’in,
Kilk-i irfân-ı beyânın yazdı bu şi’r-i nevi.

18. Canan

Sevdalı akşamlar tekin değildir
Pek dolaşma gönül vîrânesinde
Gururlu güneşler boyun eğildir,
Şaka yoktur aşkın efsânesinde.

Çok mutlu yıldızlar çıktı çığırdan,
Farkı yoktur âşıkların sığırdan
Önce dumanları başlar ağırdan,
Bir cezbeyim aşkın pervânesinde.

İhtimal vermezsin, hem inanmazsın,
Ateşler sarmıştır, sen uyanmazsın,
Mestolduktan sonra artık yanmazsın
Gönlüm gibi hikmet peymânesinde.

Taptığın mihraplar çöker bir anda,
Her şey olmuş bitmiş gibi meydanda
Tutuştu çerağlar, sevda devrânda
Yanıyorum sazm terânesinde.

Bir serseriyim ki dur aman bilmem,
Kalbinden başka bir mekân bilmem,
Gök kandil olmuşum, asumân bilmem
Bu mavi gözlerin meyhânesinde.

Karanlık zülfünü bir görmek için,
Gök kanat oldum cin melek için,
Bana yeter artar buselik için
Hâtıra telleri dil şânesinde.

Gönül rebâbmda olamaz düzen,
Aşkım bu yıldızı yüzünden süzen,
Buluşuruz yarın geceye Neyzen
Cânânın kalbinde, gam lânesinde.

19. Bu Da Bulunsun

Öpüldükçe bu levs-alûd etekler,
Bükülmez bir zaman hain bilekler,
Dualar, hüsn-i niyetler, dilekler,
Şifâ-bahş olmadı gitti emekler.

Bu milletten beka her kim ki bekler
Güler ahvâline itler, eşekler.

Bakan müstakbele, mâziye, hâle,
Görür mahkumdur millet zevâle,
Girer zanneylemek mızrak çuvale,
Teşebbüs etmedir emr-i muhale.

Bu milletten beka her kim ki bekler
Güler ahvâline itler köpekler.

20. Seyr-i Sefain

Zâhirinden kapı, girsek içine in gibidir,
Levhasında yazılan Seyr-i Sefâin gibidir.
Rûh-ı Nuh anlayamaz daire mi, naire mi,
Bir dolaptır akıl ermez çeviren cin gibidir.

Dosyası Tosya pirinci gibi çok su götürür,
Kaydının hepsi de iptal ile terkîn gibidir.
Bahseder bâzı cerâid karasından yüzünün,
Kömüre atfeder o, kendine tahsîn gibidir.

Gişede beş kaladan sonra sakın görme hesab,
İsteyenler paranın üstünü hâin gibidir.
Serti ters anlamayın, halkı eğer terslerse
Âdetâ müşterisi vâdeli dâyin gibidir.

21. Ölçü

İ’timâdım belki kalmıştır diye insanlığa
Günde bin bir kerre şeytan kalbimi yoklar benim.

Bizde cavidanî telâkkiler bu yolda ölçülür,
Zevk alır görse perîşân hâlimi toklar benim.

Cavidânî sözlerim sanma isabât eylemez,
Saplıdır kalb-i hedefte attığım oklar benim.

Her ……………. benzedi bin bir Apis’li mabede,
Heykel-i Fir’avn’a döndü sıçtığım b.klar benim.

Ez-kazâ bin lokma et yersem hayâlen vergici,
Rüzgâr altından geçerken zartamı koklar benim.


Takiye.com’u twitter ve google haberler üzerinden abone olarak takip edebilirsiniz.

Edebiyat ile ilgili en çok okunan bilgi ve haberleri buradan takip edebilirsiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Latest Posts

-REKLAM-

Bunları Kaçırmayın!